|
0 |
|
Ülkemizin gelişmiş ve gelişmemiş bölgeleri arasındaki yaşam standardında görülen büyük farklılıklar göçü artırmaktadır. Göç sonucu gelenlerin gerekli koşulların sağlanması memleketlerine geri dönme eğilimi taşıdıkları görülmektedir. Özellikle gelme süresi kısaldıkça geri dönme eğilimi de güçlenmektedir. Ancak kentte durma süresi arttıkça geri dönme eğiliminin azaldığı da gözlemlenmektedir. Göç edenlerin geliş nedenlerine göre geri dönme eğilimlerine bakıldığında ise çeşitli nedenlerle köylerin boşaltılması sonucu göçe katılanların daha çok geri dönme eğilimi içerisinde oldukları, terörle yüz yüze kaldığı için göç edenlerin daha az, ekonomik nedenlerle göçe katılanların ise çok daha az geri dönme eğilimi içerisinde oldukları izlenilmektedir.
C. VIII. BYKP Döneminde (2001-2005) Beklenen Gelişmeler
Önem sırasına göre iş alanları ve yatırım beklentisi, göçün önlenmesi, konut ve altyapı gibi kentleşme sürecine ilişkin sorunların çözümü, güvenlik ve asayişin sağlanması, kültür farklılığının giderilerek, kente uyum sağlamaya yönelik özel eğitim programlarının hazırlanması gerekmektedir. Göç edenlerin kente uyum sağlama konusunda ilk yapılması gereken yeterli eğitimin verilmesi, kültür düzeylerinin yükseltilmesi ve iş alanlarının açılarak ekonomik düzeylerinin yükseltilmesi gelmektedir
Ekonomik nedenlerden kaynaklanan göç kısa dönemde, mevcut durumun devam edeceği varsayıldığında benzer oranlarda devam edecektir. Ancak terör olaylarının giderek azalması nedeniyle terör kaynaklı göçün gelecek dönemlerde azalması ve tümüyle ortadan kalkması beklenen bir gelişmedir. Son dönemde yaşanan Kocaeli depremi nedeniyle göçün hedef illeri (1985-90) sıralamasında; Kocaeli ve İstanbul illerinin daha alt sıralardaki Antalya, İçel, Tekirdağ, Muğla, Aydın gibi illerle yer değiştirmesi söz konusu olabilecektir.
Kısa dönemde göç olayının yerleşim birimleri açısından değişiklik göstermesi
beklenmemektedir. Köyden (kırsal bölgelerden) kente göç aynı ivme ile devam edecek, ancak kentten-kente göçün artan net göç hızı oranlarına bağlı olarak toplam göç içindeki payı artacaktır. Böylece Türkiye.deki kentleşme hızı mevcut durumu koruyarak devam edecek ancak belli hedef illerde biriken nüfus daha da çoğalacaktır. Türkiye.nin en büyük bölgesel kalkınma planı GAP projesinin her alanda uygulanmasıyla birlikte bölgeler arası eşitsizliğin giderilmesinde önemli adımlar atılacaktır. Özellikle iş alanlarının ve yatırımların çoğalması sorunların bölgede çözülmesi ile iç göç olgusunun kendi doğal seyrine kavuşacağı düşünülmektedir.
D. Ulaşılmak İstenen Amaç Ve Hedefler
1. Kısa Dönemde (2001-2005)
Göç veren bölgelerdeki yoğun göçün önlenebilmesi, öncelikle ekonomik koşulların
iyileştirilmesi ve yüksek doğal nüfus artış hızının aşağı çekilmesine bağlıdır. Bu sonuca
ulaşmak için yerel kaynakların harekete geçirilmesi ve ekonomiye kazandırılması
gerekmektedir. Bu noktada özel sektörün desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Kentten-kente göçü engelleyecek çeşitli önlemlerin yanı sıra kırsal alanlardan yakın
kentsel alanlara göç özendirilmeli, göç eden nüfus için özellikle hizmetler sektöründe iş olanakları hazırlanmalıdır.
Göç nedeniyle çeşitli il merkezlerinde bulunan ve geri dönme eğilimi olmayan göçer
nüfusun bulundukları kentlere uyum sağlayabilmeleri için eğitim, meslek edindirme,
sağlık, yerleşim, iş sorunu gibi temel sorunların çözülebilmesi için merkezi ve yerel
otoriteler daha etkin davranmalıdır
Zorunlu ya da gönüllü göçle gelen ve bir daha geriye dönmeyi düşünmeyenlerin ise
bulundukları yerlerde sosyo-ekonomik ve kültürel düzeylerini yükseltici başlıca kurumlar ivedilikle açılmalıdır.
Yoğun göç alan kentsel birimlerin yol, su, kanalizasyon gibi alt yapı gereksinimlerinin
giderilmesi ivedilikle yapılmalıdır.
Göç alan bölgelerin çevre düzenlemesine önem verilmeli ve tasarım olarak göze hoş
görülmeyen, kullanılan malzeme bakımından yetersiz ve dayanıksız olan, imar planına
uymayan konut yapımına izin verilmemelidir.
Göçün yoğun olarak yaşandığı bölge üniversitelerinde göçü önleyecek politikalara
yardımcı olmak üzere, araştırma yapmak ve bulgulara birinci elden ulaşmak amacıyla
araştırma merkezleri kurulmalıdır.
Orman köylerinden göçe katılanların oranını düşürmek amacıyla, ormanlardan köylünün bilinçli ve etkin bir biçimde yararlanabilmesi için olanaklar yaratılmalı ve orman köylülerinin yerinde kalkındırılması için gerekli olan fon kredileri yükseltilmelidir.
2. Uzun Dönemde
Temel hedef, göçe zorlayan nedenleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Bu bağlamda işsizlik sorununu kısa ve uzun vadede çözebilecek orta ve büyük ölçekli işletmeler kurulmalıdır.
Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu.ya yönelik bölgenin şartlarına uygun sosyo-ekonomik yatırımlara öncelik verilmelidir.
Göç veren bölgelerden göç etme nedeni olarak gösterilen işsizliğe son verilmeli ve bölgeye özgü istihdam politikası gerçekleştirilmelidir.
Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere, göç veren bölgelere eğitim kültür ve sağlık alanında yatırımlara devam edilmelidir.
Göç veren bölgelerde gelir getirici uğraşlar yaratılmalıdır. Bunun içinde bölgedeki tarım dışı sektörler desteklenmelidir.
Göç veren bölgelerde bölge şartlarına uygun kırsal sanayiye geçilmelidir. Böylece kırsal sanayiden en çok yararlananlar kırsal alanda yaşayanlar olacaktır.
Göç veren bölgelerde bir yandan köy tipi sanayi geliştirilmeli ve el emeğinin
değerlendirilmesi yoluna gidilmelidir
Göç veren bölgelere devlet yatırımı ile birlikte, bölgede yatırım yapacak özel girişimciler cesaretlendirilmeli ve özendirilmelidir.
Gerek köylerde, gerekse kentlerde el sanatlarına dönük imalat ve evlerde yapılacak fason üretim canlandırılmalı, kooperatifçilik teşvik edilmelidir.
V. TÜRKİYE.DE DIŞ GÖÇ VE MÜLTECİLER SORUNU
A. Giriş
Türkiye.nin göçmen ve mülteci sorunuyla karşı karşıya kalmasına neden olan etkenler, tarihinden ve üzerinde yaşadığı toprakların jeopolitik ve jeostratejik öneminden kaynaklanmaktadır. Komşu ülkelerde yaşayan Türk soydaşlarına karşı Türkiye.nin özellikle tarihten gelen önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Bu ülkelerde görülen istikrarsız ve baskıcı yönetimler ve kabaran etnik milliyetçilik nedeniyle Türk ve Müslüman kitlelere yöneltilen sindirici ya da asimile edici dayatmalar, Türkiye.ye yönelik göç eğilimini sürekli canlı tutmaktadır. Bunun yanısıra, Avrupa ile doğu dünyasını bağlayan bir köprü olması nedeniyle, transit geçişlerde önemli bir basamak niteliği taşımaktadır.
Göç ve mülteci olaylarının, ülkemizin hem göç ve sığınmacı alan bir ülke durumunda olması ve hem de gelen göçmenler ve mültecilerin neden olduğu sorunlar açısından iki boyutu vardır. Bu nedenle, geliştirilecek çözüm projelerinin bu iki boyutta ele alınması zorunludur.
B. Mevcut Durum
Türkiye hem göç alan, hem de göç veren bir ülke konumundadır. Türkiye.ye yönelik göçlerin temel etkeni, Türkiye dışındaki soydaşların, totaliter rejimlerden ya da savaş ortamlarından kaçarak Türkiye.ye gelmek istemeleridir. Bunun yanında, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden gelerek, gelişmiş ülkelere geçmek isteyenler de Türkiye.yi transit ülke olarak kullanmak istemektedirler.
Uluslararası göç konusunda Türkiye.de düzenli veri toplama sistemi yoktur. En güvenilir veri
kaynağı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve UNHCR (Birleşmiş
Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği).nin verileridir. Ayrıca pasaport kayıtları ve nüfus
sayımlarındaki akış da belli veri stokları sunmaktadır. Ancak, bu verilerin toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik boyutlu planlamalarda yeterli olduğunu söylemek olanaksızdır. Çünkü eldeki mevcut veriler, bu kitlelerin eğitim, sağlık, beceri, yetenek, istek, eğilim v.b.
durumlarını belirleyen anket verileri değil, ancak sayılarını ve kökenlerini anlamaya yarayan kaba verilerdir. Bu yüzden, Türkiye.ye gelen ve Türkiye.den ayrılanlar hakkında tam ve doğru bilgilere ulaşmak mümkün değildir.
Göçmenler, çoğunlukla ekonomik ve kültürel nedenlerle daha iyi bir yaşam standardı
beklentisi ile ülkelerini terkederek başka ülkelere yerleşen kimselerdir. Gelen göçmenler,
ekonomik durumları çökmüş, sosyal statüleri yok olmuş, psikolojik yönden çöküntüler içinde Türkiye.ye geldiklerinden, sorunun çözümü yalnız ekonomik önlemlerle aşılabilecek nitelikte kalmamış, toplumsal, kültürel ve hatta psikolojik bir nitelik kazanmıştır. Günümüzde bile, hala hukuksal sorunları çözümlenememiş önemli bir kitle gözlemlenebilmektedir.
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği tarafından ülkemizdeki uluslararası göçmen ve sığınmacılar ile ilgili bilgi ağını oluşturmak üzere bir proje yürütülmektedir.
Mülteciler, ülkelerindeki siyasi ve sosyal gelişmelerden dolayı kaçarak, yardıma ihtiyaç
duyan kişilerdir. Sığınmacılar, ülkesini terkederek mülteci olduğu iddiasıyla bir başka ülkeye giden ancak henüz mülteci olup olmadığı konusunda karar verilemeyen veya UNHCR tarafından karar verilmemiş kimselerdir.
Gelen göçmenler ve mülteciler, genellikle olağanüstü zor koşulların içinden ayrılarak
ülkemize gelmektedirler. Ağır yol koşulları, yollarda karşılaştıkları engelleme girişimleri ve müdaheleler, sınırdan geçiş sırasında karşılaştıkları zorluklar ve mevsimlere dayalı doğal engeller, bu insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu etkenlerden en çok etkilenenler çocuklar, kadınlar ve yaşlılardır. Göçmen ve mülteciler maddi varlıklarını
geldikleri ülkede terk etmek zorunda kaldıklarından kısa ve uzun vadeli çözümler gerektiren
beslenme ve barınma sorunları ortaya çıkmaktadır. Göç olgusu, bir baskı ya da zorlamaya dayandığından, çoğu zaman bu insanlar kendi
statülerini tanımlamaya yarayacak belgelerden yoksun durumda bulunmaktadırlar. Bu
nedenle, sonraki yasal düzenlemelerde ve işlemlerde, en önemlisi de göç sürecinin, göç veren
ve göç alan ülke arasında hukuki bir belgeye bağlanmasında yaşanılan zorluktur.
Göçmenler ve mültecilerin kendilerini hukuksal açıdan tanımlayacak ve tanıyacak bir resmi makam bulma, haklarını ve statülerini benimsetme güçlükleri, önemli bir etken olarak belirmektedir.
Göç eden kitlenin içine katıldığı yeni doğal ve toplumsal çevreyi, göç alan kitlelerin de
içlerine yeni katılan göçmen kitleleri benimseme güçlükleri yaşanmaktadır. Böylece, yeni bir ortak toplumsal yapı oluşumu sözkonusu olmaktadır. Göçmen ve mültecilerin yeni
yaşamlarını kolaylaştırmanın ve bunun için oluşturulacak uyum kamplarında seminer ve saha çalışmaları gerçekleştirmenin önemi büyüktür.
Sınır geçişlerinin Türkiye açısından güvenlik sorunları ortaya çıkardığı görülmektedir.
Özellikle mülteci kitleler, terkettikleri ülkenin güvenlik makamlarından gizli ve kaçarak
Türkiye.ye geldiklerinden, iki ülke arasında kimi sürtüşmeler ve diplomatik temaslar
kendisini gösterdiği gibi, gelen insanların arasına Türkiye.de başta terör ve casusluk olmak
üzere diğer yasadışı olaylara destek verecek kötü niyet sahipleri de sızabilmektedir.
C. VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Amaç Ve Hedeflerine Ulaşılması İçin Öngörülen
Politika, Stratejiler Ve Faaliyetler
Başta kalkınma planları olmak üzere, hükümet programlarına ve uygulamalara, göçmen
ve mülteci sorununu araştırma ve inceleme, geleceğe dönük strateji belirleme ve olası
gelişmelere dönük plan hazırlıkları yapılmalıdır. Hükümetlerin strateji geliştirmesi, hem
göçe ortam hazırlayan etkenleri ortadan kaldıracak, hem de ülke kaynaklarının bilinçsiz
harcanmasını ve savurganlığı engelleyecektir. Bu sorunun uluslararası anlatılması
gerekmektedir.
Yurt dışından Türkiye.ye yönelik göçler ve sığınmacı hareketleri, Türkiye.nin
insiyatifinin dışında yaşanan gelişmelerin zorlamasıyla gerçekleşmektedir. Sorunun kalıcı
çözümü, Türkiye.nin çevresinde hissedilen istikrarsız yönetimlerin, daha demokratik bir
nitelik kazanmasıyla, komşular arasında oluşturulacak barış ortamının geliştirilmesiyle ve
hızlı demokratikleşmeyle aşılabilir. Bu saptamadan da görüleceği gibi, sorunun çözümü
Türkiye.nin tek başına karar vermesi ve çaba harcamasıyla çözümlenecek türde bir sorun
değildir. Bunun için Türkiye.ye düşen görev, uluslararası kuruluşların konuya
duyarlılığının artmasını sağlamak için aktif destek ve katılımdır. Sivil toplum
örgütlenmelerine ağırlık verilmesi, bilgi ve iletişim ağı kurulma girişimleri çözümü
kolaylaştıracak stratejilerin oluşturulabilmesi için son derece önemlidir.
Göçmen kitlelerin beceri ve üretim türleri, yaşam alışkanlıkları, kültürel durumları ve
statüleri de bu yerleştirme işlemlerinde önemle üzerinde durulması gereken bir konudur.
Göç olgusu yalnızca göçmenleri değil, içine katıldıkları doğal ve toplumsal çevreyi de
değişime zorladığından, olası değişiklikleri planlamalarda kesin olarak göz önüne
alınmalıdır. Göçmenlerin kültürel, ekonomik ve psikolojik uyum süreçlerini daha
sorunsuz aşabilmelerini sağlamak için uyum projeleri oluşturma zorunluluğu vardır.
Türkiye.yi transit geçişin bir halkası olarak gören mültecileri, üçüncü bir ülkeye
yerleştirilinceye kadar, Türkiye.deki ikametlerinde koruma projeleri gerekmektedir. İnsan
hakları konusunda yeniden tanımlanan değerler, hukukun üstünlüğünü benimsemiş,
demokratik ülkelerde bu tür projeler oluşturmayı gerekli kılmaktadır. Araştırma
projelerine destek verilerek, sorunun bütün boyutlarıyla anlaşılmasını sağlayacak
etkenlerin tanımlanmasına çalışılması son derece önemlidir.
Mülteciler konusu, artık yalnızca iki ülke ya da toplum arasında bir sorun olmaktan
çıkmış, insan haklarının gereği olarak, hukuku yeniden tanımlanan bir konu haline
gelmiştir. Bu proje, mülteci olmanın getirdiği sorunların yanısıra, cinsiyet
farklılıklarından kaynaklanan sorunlara karşı duyarlı olmayı da gerektirmektedir. Bu
aşamada, çocuk ve kadın mültecilerin istismarının önüne geçmeye çalışmak son derece
önemlidir.
Türkiye.de göç konusundaki stratejileri oluşturacak, stok verileri sağlayacak ve geleceğe
ilişkin projeksiyonlar oluşturabilecek ulusal bir göç izleme kurumuna gereksinim vardır.
Uluslararası göç konusundaki ihtiyaçların giderilmesi ve bu konuda veri derlenmesi, yani
bilgi sağlanması ile mümkündür. Bu ise, göç bilgisi veri kayıt sisteminin oluşturulması ve
düzenli bir biçimde işletilebilmesi ile sağlanabilir. Göç veri kayıt sistemi, ilgili kurum ve
kuruluşlar arasında oluşturulucak koordineli bir işbirliği ile kurulabilir. Toplanan
verilerin güvenilirliğinin ve kalitesinin artırılması göç sisteminin kurulması ile mümkün
olabilir.
|